Eylül 2025’te açıklanan MENA yatırım rakamlarına bakınca ilk refleks genellikle “rakamlar uçmuş” oluyor. 3,5 milyar dolar, yüzde 900’leri aşan artışlar ve rekor seviyeler dikkat çekiyor. Ancak mesele sadece rakamların büyüklüğü değil; bu rakamların bize ne anlattığı.
Bir süredir MENA ekosistemine uzaktan bakan herkes, bölgenin artık sadece potansiyelden ibaret olmadığını hissediyordu. Eylül ayı, bu hissin sayılara döküldüğü bir an oldu. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’deki girişimci ve yatırımcılar için sessiz ama oldukça net mesajlar içeriyor.
İlk mesaj, yatırımın artık sadece hisse anlamına gelmediği gerçeğiyle ilgili. Borç finansmanının bu kadar görünür hale gelmesi tesadüf değil. Bu durum, ekosistemin belirli bir olgunluk seviyesine ulaştığını gösteriyor. Nakit akışı olan, bilançosunu yönetebilen ve riskini ölçebilen girişimler için büyümenin tek yolu ortaklık yapısını sulandırmak değil. Türkiye’de hâlâ yatırım konuşulurken refleks olarak “kaç hisse vereceğiz” sorusuna odaklanılması, biraz da bu alışkanlıkla ilgili.
Suudi Arabistan örneği ise yatırımın sadece bulunmadığını, aynı zamanda sahneye çıkarıldığını hatırlatıyor. Fintech tarafında peş peşe gelen büyük işlemler, bireysel başarı hikâyelerinden çok planlı bir ekosistem refleksine işaret ediyor. Küresel etkinliklerle senkronize edilen yatırım duyuruları, sermayenin rastlantısal değil, orkestrasyonla aktığını gösteriyor. Türkiye’de güçlü işler üretiliyor ancak çoğu zaman bu işler doğru zamanda ve doğru yerde anlatılamıyor.
Bir başka sessiz kırılma, iş modelleri tarafında yaşanıyor. Yıllardır “B2B mi yoksa B2C mi?” sorusuna sıkışan girişimcilik dünyası, artık her iki tarafı aynı anda düşünen yapılara doğru evriliyor. B2B2C modeller, yatırımcı açısından daha dengeli ve savunulabilir bir alan sunuyor. Kurumsal müşterinin güveniyle son kullanıcıya erişimi bir arada yöneten bu yapılar, büyümeyi daha öngörülebilir hale getiriyor. PropTech örnekleri de dijitalleşmenin hâlâ en hızlı karşılığını, fiziksel dünyayla temas eden iş modellerinde bulduğunu gösteriyor.
Tablonun karanlıkta kalan tarafı ise ne yazık ki tanıdık. Kadın kurucuların aldığı pay hâlâ yok denecek kadar düşük seviyede. Bu durum yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda ekosistemin kendi potansiyelini sınırlaması anlamına geliyor. Sermaye belirli bir profil etrafında dönüp durdukça büyüklük artıyor ancak derinlik oluşmuyor.
MENA’daki bu sıçrama, anlık bir parlamadan ibaret değil. Daha çok uzun süredir örülen bir sürecin görünür hale gelmesi gibi duruyor. Planlı, kademeli ve finansal araç çeşitliliği olan bir yaklaşımın sonucu olduğu açıkça görülüyor.
Türkiye açısından bakıldığında asıl soru, bir sonraki yatırım turunda alınacak değerlemenin mi yoksa o masaya hangi güçle oturulduğunun mu daha önemli olduğudur.
Rakamlar yükseliyor. Ancak geleceği belirleyecek olan, bu rakamların kendisi değil; onları doğru okuyup doğru pozisyon alanlar olacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Kerim Nalbant
MENA’da Değişen Bir Şeyler Var
Eylül 2025’te açıklanan MENA yatırım rakamlarına bakınca ilk refleks genellikle “rakamlar uçmuş” oluyor. 3,5 milyar dolar, yüzde 900’leri aşan artışlar ve rekor seviyeler dikkat çekiyor. Ancak mesele sadece rakamların büyüklüğü değil; bu rakamların bize ne anlattığı.
Bir süredir MENA ekosistemine uzaktan bakan herkes, bölgenin artık sadece potansiyelden ibaret olmadığını hissediyordu. Eylül ayı, bu hissin sayılara döküldüğü bir an oldu. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’deki girişimci ve yatırımcılar için sessiz ama oldukça net mesajlar içeriyor.
İlk mesaj, yatırımın artık sadece hisse anlamına gelmediği gerçeğiyle ilgili. Borç finansmanının bu kadar görünür hale gelmesi tesadüf değil. Bu durum, ekosistemin belirli bir olgunluk seviyesine ulaştığını gösteriyor. Nakit akışı olan, bilançosunu yönetebilen ve riskini ölçebilen girişimler için büyümenin tek yolu ortaklık yapısını sulandırmak değil. Türkiye’de hâlâ yatırım konuşulurken refleks olarak “kaç hisse vereceğiz” sorusuna odaklanılması, biraz da bu alışkanlıkla ilgili.
Suudi Arabistan örneği ise yatırımın sadece bulunmadığını, aynı zamanda sahneye çıkarıldığını hatırlatıyor. Fintech tarafında peş peşe gelen büyük işlemler, bireysel başarı hikâyelerinden çok planlı bir ekosistem refleksine işaret ediyor. Küresel etkinliklerle senkronize edilen yatırım duyuruları, sermayenin rastlantısal değil, orkestrasyonla aktığını gösteriyor. Türkiye’de güçlü işler üretiliyor ancak çoğu zaman bu işler doğru zamanda ve doğru yerde anlatılamıyor.
Bir başka sessiz kırılma, iş modelleri tarafında yaşanıyor. Yıllardır “B2B mi yoksa B2C mi?” sorusuna sıkışan girişimcilik dünyası, artık her iki tarafı aynı anda düşünen yapılara doğru evriliyor. B2B2C modeller, yatırımcı açısından daha dengeli ve savunulabilir bir alan sunuyor. Kurumsal müşterinin güveniyle son kullanıcıya erişimi bir arada yöneten bu yapılar, büyümeyi daha öngörülebilir hale getiriyor. PropTech örnekleri de dijitalleşmenin hâlâ en hızlı karşılığını, fiziksel dünyayla temas eden iş modellerinde bulduğunu gösteriyor.
Tablonun karanlıkta kalan tarafı ise ne yazık ki tanıdık. Kadın kurucuların aldığı pay hâlâ yok denecek kadar düşük seviyede. Bu durum yalnızca bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda ekosistemin kendi potansiyelini sınırlaması anlamına geliyor. Sermaye belirli bir profil etrafında dönüp durdukça büyüklük artıyor ancak derinlik oluşmuyor.
MENA’daki bu sıçrama, anlık bir parlamadan ibaret değil. Daha çok uzun süredir örülen bir sürecin görünür hale gelmesi gibi duruyor. Planlı, kademeli ve finansal araç çeşitliliği olan bir yaklaşımın sonucu olduğu açıkça görülüyor.
Türkiye açısından bakıldığında asıl soru, bir sonraki yatırım turunda alınacak değerlemenin mi yoksa o masaya hangi güçle oturulduğunun mu daha önemli olduğudur.
Rakamlar yükseliyor. Ancak geleceği belirleyecek olan, bu rakamların kendisi değil; onları doğru okuyup doğru pozisyon alanlar olacak.