Bir çalışanın eğitim alması ile öğrendiğini iş hayatına taşıması arasında neden hâlâ büyük bir boşluk var? Bu hafta bu konuyu ele almak istedim.Bir şirket, çalışanlarına İngilizce eğitimi aldırıyor, aradan dokuz ay geçmiş ve çalışanların büyük bölümü hâlâ toplantılarda konuşmaktan kaçınıyor… Buradaki problem gerçekten İngilizce bilmemek mi? Aynı çalışan, dersten sonra eğitmeniyle 20 dakika rahatça İngilizce konuşabiliyorken; ertesi gün yabancı müşterinin katıldığı toplantıda tek kelime edemiyor.
Neden?Çünkü eğitim ile iş hayatı birbirinden kopuk.
Şirket açısından maliyet yalnızca ders saati × çalışan sayısı değildir. Çalışan eğitim alıyor, bir şeyler öğreniyor, fakat öğrendiğini işinde kullanmıyor ise bu şirketin zararına bir durumdur.
Bir satış yöneticisi genel İngilizce eğitiminde “airport”, “restaurant” veya şirket tanıtımı ve günlük sohbet kalıpları üzerine rahatlıkla pratik yapabilir. Ancak asıl ihtiyacı, ertesi gün Amerikalı müşterisine fiyat artışının sebeplerini açıklamayı başarmaktır. Bu sebeple çalışan için “İngilizce biliyor mu?” sorusu yetersiz kalıyor. Asıl soru: “İngilizceyi işini yaparken kullanabiliyor mu?” olmalıdır.
Burayı doğru belirlemek adına dikkatinizi çekmek istediğim bazı noktalar mevcut :
1. Seviye doğru ama ihtiyaç yanlış
Bir çalışanın seviyesi B2 olabilir. Ama B2 olması, müzakere yapabildiği, sunum yapabildiği veya teknik bir toplantıyı yönetebildiği anlamına gelmez. Dil seviyesi ile işlevsel yeterliliği birbirine karıştırmamak gerek.
2. Herkese aynı eğitim
Finans departmanındaki çalışanla ihracat satış ekibindeki çalışanın İngilizceyi kullanma biçimi aynı değildir. Biri rapor ve e-posta yazarken, diğeri fiyat pazarlığı yapıyor olacaktır. Aynı kitap, aynı içerik, aynı hedef herkese uygulandığında eğitim kolay yönetilebilir hale gelebilir; fakat daha etkili hale gelmez. Standartlaştırmak yönetimi kolaylaştırabilir; öğrenmeyi değil.
3. Eğitim gerçek iş senaryolarından kopuk
Müşteri sunumu, online toplantı, telefon görüşmeleri, şikâyet yönetimi, etkin e-posta yazımı, müzakere ,teknik açıklama pratiklerini çalışan ders esnasında yapmadıysa, reel ortamda bu yetilerin kullanılması imkansız hale geliyor.
4. Eğitim bitiyor, kullanım da bitiyor
Bence burası çok önemli. Bir çalışan 6 ay eğitim alıyor. Program bitiyor. Peki ya sonra? Ölçüm yok. Takip yok. Tekrar yok. Kullanım alanı yok. Bir süre sonra öğrenilen yapıların önemli bir kısmı pasifleşebiliyor. Bir dili öğrenmekle, o dili iş rutininin parçası haline getirmek aynı şey değildir.
5. Şirket neyin değiştiğini ölçmüyor
Eğitim departmanı ya da yöneticiler genellikle “Eğitime bu hafta kaç kişi katıldı?” gibi sorulara odaklanıyor. Oysa daha anlamlı sorularla bu durumu bir aktivite ya da yan haktan öteye taşımak ve devamlılığını sağlamak mümkün olabilir. Katılım oranı, ya da yazılı sınav notları öğrenme çıktısı değildir. Kurumsal dil eğitiminin başarısı, çalışanların kaç saat ders aldığıyla değil, öğrendiklerini iş hayatında ne ölçüde kullanabildiğiyle değerlendirilmelidir.
Bizler Lunera’da, kurumsal dil eğitiminde programın yalnızca çalışan sayısına veya genel dil seviyesine göre değil, işin gerektirdiği iletişim ihtiyaçlarına göre tasarlanması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü kurumsal eğitimde yatırım, çalışanın İngilizce öğrenmesi ile değil; öğrendiği dili iş sonuçlarına dönüştürebilmesi ile verimli hale gelir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayşe Akyol Pesce
Kurumsal Eğitimlerde Görünmeyen Maliyet: Çalışanın Öğrendiğini Kullanamaması
Bir çalışanın eğitim alması ile öğrendiğini iş hayatına taşıması arasında neden hâlâ büyük bir boşluk var? Bu hafta bu konuyu ele almak istedim. Bir şirket, çalışanlarına İngilizce eğitimi aldırıyor, aradan dokuz ay geçmiş ve çalışanların büyük bölümü hâlâ toplantılarda konuşmaktan kaçınıyor… Buradaki problem gerçekten İngilizce bilmemek mi? Aynı çalışan, dersten sonra eğitmeniyle 20 dakika rahatça İngilizce konuşabiliyorken; ertesi gün yabancı müşterinin katıldığı toplantıda tek kelime edemiyor.
Neden? Çünkü eğitim ile iş hayatı birbirinden kopuk.
Şirket açısından maliyet yalnızca ders saati × çalışan sayısı değildir. Çalışan eğitim alıyor, bir şeyler öğreniyor, fakat öğrendiğini işinde kullanmıyor ise bu şirketin zararına bir durumdur.
Bir satış yöneticisi genel İngilizce eğitiminde “airport”, “restaurant” veya şirket tanıtımı ve günlük sohbet kalıpları üzerine rahatlıkla pratik yapabilir. Ancak asıl ihtiyacı, ertesi gün Amerikalı müşterisine fiyat artışının sebeplerini açıklamayı başarmaktır. Bu sebeple çalışan için “İngilizce biliyor mu?” sorusu yetersiz kalıyor. Asıl soru: “İngilizceyi işini yaparken kullanabiliyor mu?” olmalıdır.
Burayı doğru belirlemek adına dikkatinizi çekmek istediğim bazı noktalar mevcut :
1. Seviye doğru ama ihtiyaç yanlış
Bir çalışanın seviyesi B2 olabilir. Ama B2 olması, müzakere yapabildiği, sunum yapabildiği veya teknik bir toplantıyı yönetebildiği anlamına gelmez. Dil seviyesi ile işlevsel yeterliliği birbirine karıştırmamak gerek.
2. Herkese aynı eğitim
Finans departmanındaki çalışanla ihracat satış ekibindeki çalışanın İngilizceyi kullanma biçimi aynı değildir. Biri rapor ve e-posta yazarken, diğeri fiyat pazarlığı yapıyor olacaktır. Aynı kitap, aynı içerik, aynı hedef herkese uygulandığında eğitim kolay yönetilebilir hale gelebilir; fakat daha etkili hale gelmez. Standartlaştırmak yönetimi kolaylaştırabilir; öğrenmeyi değil.
3. Eğitim gerçek iş senaryolarından kopuk
Müşteri sunumu, online toplantı, telefon görüşmeleri, şikâyet yönetimi, etkin e-posta yazımı, müzakere ,teknik açıklama pratiklerini çalışan ders esnasında yapmadıysa, reel ortamda bu yetilerin kullanılması imkansız hale geliyor.
4. Eğitim bitiyor, kullanım da bitiyor
Bence burası çok önemli. Bir çalışan 6 ay eğitim alıyor. Program bitiyor. Peki ya sonra? Ölçüm yok. Takip yok. Tekrar yok. Kullanım alanı yok. Bir süre sonra öğrenilen yapıların önemli bir kısmı pasifleşebiliyor. Bir dili öğrenmekle, o dili iş rutininin parçası haline getirmek aynı şey değildir.
5. Şirket neyin değiştiğini ölçmüyor
Eğitim departmanı ya da yöneticiler genellikle “Eğitime bu hafta kaç kişi katıldı?” gibi sorulara odaklanıyor. Oysa daha anlamlı sorularla bu durumu bir aktivite ya da yan haktan öteye taşımak ve devamlılığını sağlamak mümkün olabilir. Katılım oranı, ya da yazılı sınav notları öğrenme çıktısı değildir. Kurumsal dil eğitiminin başarısı, çalışanların kaç saat ders aldığıyla değil, öğrendiklerini iş hayatında ne ölçüde kullanabildiğiyle değerlendirilmelidir.
Bizler Lunera’da, kurumsal dil eğitiminde programın yalnızca çalışan sayısına veya genel dil seviyesine göre değil, işin gerektirdiği iletişim ihtiyaçlarına göre tasarlanması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü kurumsal eğitimde yatırım, çalışanın İngilizce öğrenmesi ile değil; öğrendiği dili iş sonuçlarına dönüştürebilmesi ile verimli hale gelir.