Telefonumuz güncelleniyor. Bilgisayarımız, arabamız, televizyonumuz hatta kahve makinemiz bile…Her biri belirli aralıklarla “yeni bir sürüme geçiyor. Daha hızlı, daha akıllı, daha verimli hâle geliyor.
Peki ya biz?
Son yazılım güncellememizi ne zaman yaptık?
Dünyada her şey değişirken, insanın kendini güncellemeyi unuttuğu bir çağdayız. Çoğumuz ilkokuldan, liseden, üniversiteden mezun olduktan sonra, sanki hayatın “tam sürüm”üne erişmişiz gibi davranıyoruz. Oysa öğrenmenin bitişi diye bir şey yok; sadece güncelleme almayı bıraktığımız anlar var.
Bugün yapay zekâ her geçen gün daha fazla işimizi devralıyor. Robotlar sadece üretim bantlarında değil, artık ofislerde, hastanelerde, mutfaklarda bile yerini almaya başladı. Ve dikkat edin: onlar her gün kendilerini güncelliyorlar. Yeni sürüm çıktığında saniyeler içinde uyum sağlıyor, hatalarını düzeltiyor, kendilerini geliştiriyorlar.
Biz insanlar ise çoğu zaman hâlâ eski alışkanlıklarımızla, eski bilgilerimizle, eski reflekslerimizle yaşamaya çalışıyoruz. Bir yazılım değiliz belki ama düşünce sistemimiz, duygularımız ve öğrenme kaslarımız da tıpkı programlar gibi güncellemeye muhtaç.
Bilim insanları, insan beyninin nöro plastisite sayesinde ömür boyu değişme kapasitesine sahip olduğunu söylüyor. Yani biyolojik olarak güncellenebiliriz. Ancak mesele biyoloji değil; zihinsel isteklilik. Kendini geliştirmeye kapalı bir zihin, zamanla çevresini de geçmişte yaşatmaya başlıyor.
Belki de yakın gelecekte en kritik fark şu olacak: Kendini sürekli güncelleyen makinelerle, güncellemeyi reddeden insanlar arasındaki fark. O meşhur “insan–robot savaşı” belki silahlarla değil, gelişim hızlarıyla yaşanacak.
Robotlar kusurlarını düzeltmek için güncelleme beklemiyor; biz ise bazen aynı hataları yıllarca tekrar ediyoruz. Onlar öğrenmek için zaman istemiyor; biz ise “vaktim yok” diyoruz. Onlar değişime direnç göstermiyor; biz ise konforumuzun sınırlarından çıkmaktan korkuyoruz.
Oysa her güncelleme bir farkındalık anıdır. Yeni bir kitap okumak, bir beceri öğrenmek, yeni bir fikre açık olmak hepsi zihinsel yazılımımızın taze kalmasını sağlar. Aksi halde en ileri teknolojiyle donatılmış bir dünyada, en eski versiyonuyla yaşayan canlılara dönüşürüz.
Belki de geleceğin en önemli sorusu şu olacak: Kendini sürekli güncelleyen makinelerin çağında, güncellemeyi unutan insan ne kadar dayanabilir?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gökhan Temotaş
Güncel Miyiz?
Telefonumuz güncelleniyor. Bilgisayarımız, arabamız, televizyonumuz hatta kahve makinemiz bile…Her biri belirli aralıklarla “yeni bir sürüme geçiyor. Daha hızlı, daha akıllı, daha verimli hâle geliyor.
Peki ya biz?
Son yazılım güncellememizi ne zaman yaptık?
Dünyada her şey değişirken, insanın kendini güncellemeyi unuttuğu bir çağdayız. Çoğumuz ilkokuldan, liseden, üniversiteden mezun olduktan sonra, sanki hayatın “tam sürüm”üne erişmişiz gibi davranıyoruz. Oysa öğrenmenin bitişi diye bir şey yok; sadece güncelleme almayı bıraktığımız anlar var.
Bugün yapay zekâ her geçen gün daha fazla işimizi devralıyor. Robotlar sadece üretim bantlarında değil, artık ofislerde, hastanelerde, mutfaklarda bile yerini almaya başladı. Ve dikkat edin: onlar her gün kendilerini güncelliyorlar. Yeni sürüm çıktığında saniyeler içinde uyum sağlıyor, hatalarını düzeltiyor, kendilerini geliştiriyorlar.
Biz insanlar ise çoğu zaman hâlâ eski alışkanlıklarımızla, eski bilgilerimizle, eski reflekslerimizle yaşamaya çalışıyoruz. Bir yazılım değiliz belki ama düşünce sistemimiz, duygularımız ve öğrenme kaslarımız da tıpkı programlar gibi güncellemeye muhtaç.
Bilim insanları, insan beyninin nöro plastisite sayesinde ömür boyu değişme kapasitesine sahip olduğunu söylüyor. Yani biyolojik olarak güncellenebiliriz. Ancak mesele biyoloji değil; zihinsel isteklilik. Kendini geliştirmeye kapalı bir zihin, zamanla çevresini de geçmişte yaşatmaya başlıyor.
Belki de yakın gelecekte en kritik fark şu olacak: Kendini sürekli güncelleyen makinelerle, güncellemeyi reddeden insanlar arasındaki fark. O meşhur “insan–robot savaşı” belki silahlarla değil, gelişim hızlarıyla yaşanacak.
Robotlar kusurlarını düzeltmek için güncelleme beklemiyor; biz ise bazen aynı hataları yıllarca tekrar ediyoruz. Onlar öğrenmek için zaman istemiyor; biz ise “vaktim yok” diyoruz. Onlar değişime direnç göstermiyor; biz ise konforumuzun sınırlarından çıkmaktan korkuyoruz.
Oysa her güncelleme bir farkındalık anıdır. Yeni bir kitap okumak, bir beceri öğrenmek, yeni bir fikre açık olmak hepsi zihinsel yazılımımızın taze kalmasını sağlar. Aksi halde en ileri teknolojiyle donatılmış bir dünyada, en eski versiyonuyla yaşayan canlılara dönüşürüz.
Belki de geleceğin en önemli sorusu şu olacak: Kendini sürekli güncelleyen makinelerin çağında, güncellemeyi unutan insan ne kadar dayanabilir?