Bir sabah gözünüzü açıyorsunuz… Telefonun alarmı çalıyor. İlk refleks: mailleri kontrol etmek. Kahvaltıyı atlıyorsunuz, çünkü toplantı var. Toplantı bitiyor, yeni bir hedef belirleniyor, sonra bir diğeri… Ve gün bitiyor. Aslında farkında olmadan, sadece iş günü değil; bir gün daha bitiyor.
Hayatta kalmak için çalışıyoruz. Ama artık çoğumuz çalışmak için yaşıyoruz. Bu iki cümle arasındaki fark, kâğıt üzerinde küçük ama ruhumuzda çok büyük. Kariyer hedeflerimizi tutturuyoruz, terfiler geliyor, maaşlar artıyor. Ama o sırada nelerden vazgeçiyoruz? Çocuğumuzun doğum gününü “önemli bir toplantı” yüzünden kaçırıyoruz. Annemizi aramayı erteliyoruz, arkadaş buluşmalarını “yoğunluktan” iptal ediyoruz. Sonra içimizi rahatlatmak için kendimize şu cümleyi kuruyoruz:
“Çocuğum bugün beni anlamayacak ama ben onun geleceği için çalışıyorum.”
Oysa geleceği inşa ederken şu anı kaybediyoruz. Ve hayat, ertelemeyi hiç sevmiyor.
Harvard Business School’un 2021 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, yöneticilerin %67’si “kariyer başarısı uğruna özel yaşamlarından fedakârlık yaptıklarını” kabul ediyor. Ama aynı araştırmada bu kişilerin %82’si, 10 yıl sonra en büyük pişmanlıklarının “kaçırdıkları anlar” olduğunu söylüyor. Yani başarı tatmin ediyor, ama huzuru geri getirmiyor. Modern çağın en tehlikeli illüzyonu şu: Çok çalışırsak bir gün rahat edeceğiz. Ama o “bir gün” hiç gelmiyor. Çünkü sistem, o günü sürekli erteliyor.
Emekli olduğumuzda bile çalışmaktan vazgeçemiyoruz. Kimi, “boş duramam” diyor. Kimi, “artık kendi işimi yapayım” diyor. Ama çoğu, bir süre sonra sessizce şu cümleyi kuruyor: “Yıllarca çalıştım, ama kendim için ne yaptım?”
Hayat, sadece çalışmakla ölçülemeyecek kadar kısa. Bir hobi edinmek, sevdiklerinle yemek yemek ya da bir gün hiçbir şey yapmamak… Bunlar lüks değil, dengeyi korumak için gereklilikler. Çünkü insan sadece kazandıklarıyla değil, yaşadıklarıyla var olur.
Evet, çalışmak onurludur. Ama hayatın anlamı bordroda değil, yaşanmış anılardadır.
Hiçbir başarı, kaçırılmış bir çocuk gülümsemesini telafi edemez.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gökhan Temotaş
Hayatı Erteleyenler Kulübü
Bir sabah gözünüzü açıyorsunuz… Telefonun alarmı çalıyor. İlk refleks: mailleri kontrol etmek. Kahvaltıyı atlıyorsunuz, çünkü toplantı var. Toplantı bitiyor, yeni bir hedef belirleniyor, sonra bir diğeri… Ve gün bitiyor. Aslında farkında olmadan, sadece iş günü değil; bir gün daha bitiyor.
Hayatta kalmak için çalışıyoruz. Ama artık çoğumuz çalışmak için yaşıyoruz. Bu iki cümle arasındaki fark, kâğıt üzerinde küçük ama ruhumuzda çok büyük. Kariyer hedeflerimizi tutturuyoruz, terfiler geliyor, maaşlar artıyor. Ama o sırada nelerden vazgeçiyoruz? Çocuğumuzun doğum gününü “önemli bir toplantı” yüzünden kaçırıyoruz. Annemizi aramayı erteliyoruz, arkadaş buluşmalarını “yoğunluktan” iptal ediyoruz. Sonra içimizi rahatlatmak için kendimize şu cümleyi kuruyoruz:
“Çocuğum bugün beni anlamayacak ama ben onun geleceği için çalışıyorum.”
Oysa geleceği inşa ederken şu anı kaybediyoruz. Ve hayat, ertelemeyi hiç sevmiyor.
Harvard Business School’un 2021 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, yöneticilerin %67’si “kariyer başarısı uğruna özel yaşamlarından fedakârlık yaptıklarını” kabul ediyor. Ama aynı araştırmada bu kişilerin %82’si, 10 yıl sonra en büyük pişmanlıklarının “kaçırdıkları anlar” olduğunu söylüyor. Yani başarı tatmin ediyor, ama huzuru geri getirmiyor. Modern çağın en tehlikeli illüzyonu şu: Çok çalışırsak bir gün rahat edeceğiz. Ama o “bir gün” hiç gelmiyor. Çünkü sistem, o günü sürekli erteliyor.
Emekli olduğumuzda bile çalışmaktan vazgeçemiyoruz. Kimi, “boş duramam” diyor. Kimi, “artık kendi işimi yapayım” diyor. Ama çoğu, bir süre sonra sessizce şu cümleyi kuruyor: “Yıllarca çalıştım, ama kendim için ne yaptım?”
Hayat, sadece çalışmakla ölçülemeyecek kadar kısa. Bir hobi edinmek, sevdiklerinle yemek yemek ya da bir gün hiçbir şey yapmamak… Bunlar lüks değil, dengeyi korumak için gereklilikler. Çünkü insan sadece kazandıklarıyla değil, yaşadıklarıyla var olur.
Evet, çalışmak onurludur. Ama hayatın anlamı bordroda değil, yaşanmış anılardadır.
Hiçbir başarı, kaçırılmış bir çocuk gülümsemesini telafi edemez.