Eskiden insanlar birbirine “Nasılsın?” diye sorduğunda, gerçekten cevabını merak ederdi. Şimdi o soru, çoğu zaman sadece bir cümle kalıbı. Duyuyoruz ama dinlemiyoruz, görüyoruz ama fark etmiyoruz.
Gerek özel hayatımızda gerek iş hayatımızda, trafikte, okulda, siyasette, sanatta… Toplum olarak nezaketimizi kaybediyoruz. Arayana dönmüyoruz, mesaj yazsa görmüyoruz, halini sormuyoruz. Birini dinlemek artık zaman kaybı, teşekkür etmek gereksiz bir formalite, özür dilemek ise zayıflık gibi görülüyor. En sevdiklerimizin doğum günlerini artık bizden önce bankalar hatırlıyor. Kutlama mesajı bile otomatikleşti; içinde duygudan çok algoritma var. Günün sonunda, “hatırlamak” eylemini bile teknolojiye devrettik.
Oysa nezaket, uygarlığın süsü değil; temelidir. Sosyolog Norbert Elias, “Medeniyet Süreci” adlı eserinde, toplumların gelişmişlik düzeyini görgü kuralları değil, incelik kültürü belirler der.
Çünkü nezaket, dışarıya gösterilen bir maskeden ibaret değildir; içimizdeki saygının dışa yansımasıdır. Ve biz artık o yansımayı kaybediyoruz.
Modern yaşamın hızında duygular da “okunmamış mesaj”a dönüştü. Birine “geçmiş olsun” demek, “nasılsın?” diye aramak, trafikte yol vermek, sırada gülümsemek, hepsi basit ama bir o kadar güçlü insani davranışlar. Bu küçük jestler kayboldukça, toplumda görünmez bir yorgunluk büyüyor.
2023’te yapılan bir Pew Research araştırmasına göre, insanların %61’i “günlük iletişimde eskisine göre daha az saygı gördüğünü” söylüyor. Yani bu yalnızca bizim değil, küresel bir kayıp. Ama bizdeki fark şu: Türk kültüründe nezaket sadece davranış değil, değerdi. “Büyüklerin elini öpmek”, “komşuya bir tabak götürmek”, “sabah selam vermek'' Bunlar birer ritüel değil, birbirimizi hatırlamanın biçimiydi.
Bugün ise o değerlerin yerini sessizlik aldı. Birbirimize değil, ekranlara bakıyoruz. Birini anlama çabası yerine, hemen yargılıyoruz. Sormuyoruz, sorgulamıyoruz, dinlemiyoruz. Ve yavaş yavaş, adı ne olursa olsun insanlığımızı kaybediyoruz. Çünkü nezaket kaybolduğunda, sessizlik büyür; sessizlik büyüdüğünde insanlık küçülür.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gökhan Temotaş
Nezaketimizi Kaybediyoruz
Eskiden insanlar birbirine “Nasılsın?” diye sorduğunda, gerçekten cevabını merak ederdi. Şimdi o soru, çoğu zaman sadece bir cümle kalıbı. Duyuyoruz ama dinlemiyoruz, görüyoruz ama fark etmiyoruz.
Gerek özel hayatımızda gerek iş hayatımızda, trafikte, okulda, siyasette, sanatta… Toplum olarak nezaketimizi kaybediyoruz. Arayana dönmüyoruz, mesaj yazsa görmüyoruz, halini sormuyoruz. Birini dinlemek artık zaman kaybı, teşekkür etmek gereksiz bir formalite, özür dilemek ise zayıflık gibi görülüyor. En sevdiklerimizin doğum günlerini artık bizden önce bankalar hatırlıyor. Kutlama mesajı bile otomatikleşti; içinde duygudan çok algoritma var. Günün sonunda, “hatırlamak” eylemini bile teknolojiye devrettik.
Oysa nezaket, uygarlığın süsü değil; temelidir. Sosyolog Norbert Elias, “Medeniyet Süreci” adlı eserinde, toplumların gelişmişlik düzeyini görgü kuralları değil, incelik kültürü belirler der.
Çünkü nezaket, dışarıya gösterilen bir maskeden ibaret değildir; içimizdeki saygının dışa yansımasıdır. Ve biz artık o yansımayı kaybediyoruz.
Modern yaşamın hızında duygular da “okunmamış mesaj”a dönüştü. Birine “geçmiş olsun” demek, “nasılsın?” diye aramak, trafikte yol vermek, sırada gülümsemek, hepsi basit ama bir o kadar güçlü insani davranışlar. Bu küçük jestler kayboldukça, toplumda görünmez bir yorgunluk büyüyor.
2023’te yapılan bir Pew Research araştırmasına göre, insanların %61’i “günlük iletişimde eskisine göre daha az saygı gördüğünü” söylüyor. Yani bu yalnızca bizim değil, küresel bir kayıp. Ama bizdeki fark şu: Türk kültüründe nezaket sadece davranış değil, değerdi. “Büyüklerin elini öpmek”, “komşuya bir tabak götürmek”, “sabah selam vermek'' Bunlar birer ritüel değil, birbirimizi hatırlamanın biçimiydi.
Bugün ise o değerlerin yerini sessizlik aldı. Birbirimize değil, ekranlara bakıyoruz. Birini anlama çabası yerine, hemen yargılıyoruz. Sormuyoruz, sorgulamıyoruz, dinlemiyoruz. Ve yavaş yavaş, adı ne olursa olsun insanlığımızı kaybediyoruz. Çünkü nezaket kaybolduğunda, sessizlik büyür; sessizlik büyüdüğünde insanlık küçülür.