Bugünün dünyasında bu cümle, savaş meydanlarından çok ekran başına yakışıyor. Çünkü artık savaşlarımız silahlarla değil, kelimelerle yapılıyor. Ve ne yazık ki çoğu zaman kazanan kimse olmuyor. Bir zamanlar birbirimizi anlamaya çalışırdık, şimdi sadece cevap vermeye çalışıyoruz. Konuşmalar diyalogdan çok düelloya dönüştü; herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor.
Dijital çağın bize sunduğu en büyük konfor, aynı zamanda en büyük mesafeyi de getirdi. Artık her şeyin bir “cevap butonu” var ama kimsenin “dinleme tuşu” yok. Bir mesaj geliyor, hemen yanıtlıyoruz. Bir yorum okuyoruz, anında tepki veriyoruz. Ama ortada eksik kalan bir şey var: anlamak.
Empati yani karşımızdakinin duygusunu, bakış açısını, yaşadığı dünyayı hissedebilme becerisi insanoğlunun en eski ama en kırılgan yeteneği. Bugün bu yeteneğin yerini algoritmalar aldı. Sosyal medya bize “benim gibi düşünenleri” gösteriyor, “farklı düşünenleri” gizliyor. Ve biz fark etmeden, sadece kendi yankımızı duymaya alışıyoruz.
Harvard Üniversitesi’nin 2022’de yayımladığı bir araştırmaya göre, dijital çağın ilk kuşağı olan Z kuşağında empati puanları son 20 yılda %40 azaldı. Uzmanlara göre bunun temel nedeni, ekran aracılığıyla kurulan iletişimin duygusal geri bildirimi azaltması. Yani artık birinin gözünün içine bakmadan “üzüldüm” demek, bir fotoğrafın altına üzgün emoji koymaya dönüştü.
Oysa empati sadece duygusal bir refleks değil, toplumsal bir bağdır. Birini anlamak, onunla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Ama anlamaya çalışmak, karşınızdakine “sen varsın” demenin en sade halidir. Trafikte birbirine yol vermeyen sürücüler, bir tartışmada hemen sesini yükselten insanlar, sosyal medyada en küçük hatada linç kültürüne dönüşen öfke. Hepsi aynı yerden besleniyor: anlamadan tepki verme alışkanlığı.
Sun Tzu’nun “savaşmadan kazandığın zafer” sözü belki de bugünün insanı için şunu anlatıyor:
Kazanmak istiyorsan, önce karşındakini dinlemeyi öğren. Çünkü bazen bir tartışmayı değil, bir kalbi kaybediyoruz. Empati azaldıkça, bağlarımız da zayıflıyor. Artık duygularımız ekranın arkasında, sessiz ama kopuk. Ve bu sessizlik büyüdükçe, insanlar birbirinden uzaklaşıyor.
Savaşmak kolay, anlamak zor. Ama asıl zafer, anlamayı seçebilenlerin olacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gökhan Temotaş
Sessizliğin Bedeli
Çinli bilge Sun Tzu, Savaş Sanatı’nda şöyle der:
“En büyük zafer, savaşmadan kazandığın zaferdir.”
Bugünün dünyasında bu cümle, savaş meydanlarından çok ekran başına yakışıyor. Çünkü artık savaşlarımız silahlarla değil, kelimelerle yapılıyor. Ve ne yazık ki çoğu zaman kazanan kimse olmuyor. Bir zamanlar birbirimizi anlamaya çalışırdık, şimdi sadece cevap vermeye çalışıyoruz. Konuşmalar diyalogdan çok düelloya dönüştü; herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor.
Dijital çağın bize sunduğu en büyük konfor, aynı zamanda en büyük mesafeyi de getirdi. Artık her şeyin bir “cevap butonu” var ama kimsenin “dinleme tuşu” yok. Bir mesaj geliyor, hemen yanıtlıyoruz. Bir yorum okuyoruz, anında tepki veriyoruz. Ama ortada eksik kalan bir şey var: anlamak.
Empati yani karşımızdakinin duygusunu, bakış açısını, yaşadığı dünyayı hissedebilme becerisi insanoğlunun en eski ama en kırılgan yeteneği. Bugün bu yeteneğin yerini algoritmalar aldı. Sosyal medya bize “benim gibi düşünenleri” gösteriyor, “farklı düşünenleri” gizliyor. Ve biz fark etmeden, sadece kendi yankımızı duymaya alışıyoruz.
Harvard Üniversitesi’nin 2022’de yayımladığı bir araştırmaya göre, dijital çağın ilk kuşağı olan Z kuşağında empati puanları son 20 yılda %40 azaldı. Uzmanlara göre bunun temel nedeni, ekran aracılığıyla kurulan iletişimin duygusal geri bildirimi azaltması. Yani artık birinin gözünün içine bakmadan “üzüldüm” demek, bir fotoğrafın altına üzgün emoji koymaya dönüştü.
Oysa empati sadece duygusal bir refleks değil, toplumsal bir bağdır. Birini anlamak, onunla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Ama anlamaya çalışmak, karşınızdakine “sen varsın” demenin en sade halidir. Trafikte birbirine yol vermeyen sürücüler, bir tartışmada hemen sesini yükselten insanlar, sosyal medyada en küçük hatada linç kültürüne dönüşen öfke. Hepsi aynı yerden besleniyor: anlamadan tepki verme alışkanlığı.
Sun Tzu’nun “savaşmadan kazandığın zafer” sözü belki de bugünün insanı için şunu anlatıyor:
Kazanmak istiyorsan, önce karşındakini dinlemeyi öğren. Çünkü bazen bir tartışmayı değil, bir kalbi kaybediyoruz. Empati azaldıkça, bağlarımız da zayıflıyor. Artık duygularımız ekranın arkasında, sessiz ama kopuk. Ve bu sessizlik büyüdükçe, insanlar birbirinden uzaklaşıyor.
Savaşmak kolay, anlamak zor. Ama asıl zafer, anlamayı seçebilenlerin olacak.